20 Aralık 2011 Salı

I was in Malta Beach



Tüm Akdeniz'e hükmeden Türkler'in kuşatıpta tek alamadığı ada olan Malta bu yaz tarafımızca tekrar kuşatılmıştır. 30 Mayis 2011 tarihi itibariyle Artı Yurtdışı Eğitim (info@advanceyed.com) aracılğı ile İngilizce eğitimi almaya gittiğim Malta, St. Julian`ta hayatimin en güzel 6 ayını geçirdim. EC Malta`da eğitim gördüğüm süre boyunca okula 1 dakikadan az yakinliktaki Drayton Apartments`ta konakladim . Bana gore konaklama icin en ideal yerdi. Bunun dişinda ki konaklamalar okula bagli Blue Marine, Roulette, Tanya(Buckingham House)'dir. Drayton`dan daha yakin bir konaklama bulamazsiniz, wi-fi vardir ancak internet cok yavastir, Pacevile`e 3 dakika mesafededir. Blue Marin, deniz manzaralidir ve Paceville 2 dakika mesafededir. Roulette`in altinda Barcelona Lounge olmasi sebebiyle her zaman gürültülüdür. Tanya okula ve Pacevile'e 5 dakika yürüyüş mesafesindedir. Aile yanina konaklama seçeneğini tercih etmeminizi öneririm çünkü aileye bağli olarak yemek yemeniz gerekecektir. Arkadaşlarinizla hala plajdayken aile yemek yiyor diye eve kosarak yetişmeniz gerekebilir bu sekilde koşan arkadaşlarimizda olmuştur:) Malta hatti kullanmanizi tavsiye ediyorum 2 seçenek var Vodafone veya MTV kontorlu telefon hatti. Bunun yani sira meydandaki HSBC ATM`sinin yaninda yer alan küçük markette yurtdışını aramak için ucuz kartlar vardır zira Bayramlarda önünde sıra vardir:) Ayrica bu marketten Efes Bira`da temin edebilirsiniz. 
Malta Adaları, 3 nefis ve birbirinden farklı adadan oluşmaktadır. Bunların arasında en büyüğü, çok çeşitli muhteşem otelleri, mükemmel plajları ve hareketli gece yaşantısıyla Malta'dır. En küçükleri Comino ise Akdeniz`de yuzebileceginiz en guzel renkli yerlerden biridir. Gozo ise sessiz sakin kendinize kalabileceginiz bir adadir. Gozo`ya Malta`nin kuzeyinden 30 dakikalik yolculuk yaparak ulasabileceginiz feribotlar bulunmaktadir. Comino`daki en muhtesem plaj ve Malta`ya giden herkesin bulunmasi gereken plaj ise Blue Lagoogle--n.
St.Julians`ta gidebileceginiz tek plaj public beach olup ufaktir ve başka plajdan getirilme kumu vardir suyuda bulaniktir. Ancak EC Malta ogrencileri InterContinental Hotel`in plajindan faydalanabilmektedir. Yürüyüş mesafesindeki Sliema`daki plajlarıda tavsiye ederim. Cok ilginç bir şekilde kendiliğinden sahil kenarinda havuzcuklar oluşmuş olup sadece bu ufak deniz havuzlarinda da serinlemek icin oturabilirsiniz. Bununla birlikte kesinlikle gitmenizi tavsiye edecegim plajlar Meliha Bay, Paradise Bay, Golden Bay önceliklidir.


Malta`da herkese uygun bir plaj vardir isteyen rüzgar sörfü yapabilecegi bir plaj bulabilir isteyen guneşlenebilir, Adadaki diger plajlar ise, Anchor Bay, Armier Bay, Delimara Point, Ghajn Tuffieha Bay, Dragonara Point, Gnejna Bay, Ghar Lapsi, Marsascala Bay, Imgiebah Bay, Marsaxlokk Bay, Mistra Bay , Peter's Pool, Pretty Bay, Salina Bay, Ramla tal-Bir Bay, Sliema Sea Front, Ramla tal-Qortin Bay, St Paul's Bay, Ramla tat-Torri Bay, St Thomas Bay, St George's Bay . Ada da dalis yapabileceginiz cok ozel koylar vardir.

 Sliema`dan kalkan tekne turlariylada ada etrafinda gunubirlik gezilere katilabilirsiniz bununla birlikte biz 8 kisilik grubumuz ile tekne kiralayip kendi tekne turumuzu yaratmistik , yiyeceklerimizi iceceklerimizi yanimizda goturmustuk kaptan Martin dumeni zaman zaman bize verince kendi rotamizida kendimiz cizmistik.

Malta bir ülke olmasina rağmen tüm bir ülkeyi gezmeyi 4 günde bitirebilirsiniz. Kesinlikle görülmesi gereken şehirleri başkent Valetta, büyülü Mdina, deniz kenarindaki sehirlerinden Marsascala, balıkçılığıyla ve Pazar günleri öğlene kadar kurulan Pazari ile ünlü Marsaxlokk, gece hayati ile ünlü Paceville`in bulundugu St. Julians. Mdina daracik sokaklari ve merkezinde bulunan Fontanella adli kafedeki tatlilari ve 4 cesit peynirli pizzasiyla unludur.
Ada üzerinde hergüne bir adet düşecek sekilde inşa edilmis 364 kilise vardir. Valetta`da bulunan St. John Katedrali kesinlikle görülmeye değer. Mosta ise adalilarca kutsal kabul edilen bir kilisedir. Kilisenin ortasina düşen bombaya ragmen icine saklanan kimse yaralanmadan kurtulmuştur.

Paola şehrinde yer alan adanin en ünlü tarih öncesi dönem mühendisliğinin olağanüstü başarısının bir göstergesi olan yeraltı tapınağı Hal Saflieni Hypogeum ziyaret edilmeden once muhakkak rezervasyon yaptirilmalidir.

Virtu ferries ile birlikte 3 saatte yapacaginiz yolculuk ile adadan Sicilya, Italya`ya da gidebilirsiniz ki Taormina kesinlikle gorulmesi gereken klasik bir Sicilya şehridir.

Adanin en meshur yemegi Tavsandir. Bunun yani sıra adaya her geldiklerinde Brad Pitt ve Angelina Jolie`nin yemek yemeyi tercih ettikleri Baracuda ve La Dolce Vita`da tavsiye edebilecegim balik restaurantlarindandir.

Gece hayatı tabiki her gece ayni canlilikta olan Paceville, ST.Julians tadir. Özellikle Temmuz ve Ağustos aylarinda sokakta yürüyebilmeniz imkansizdir. 1 dakika yürüyüş mesafesinde olan bir gece klubune 15 dakikada yürüyebilirsiniz. Popüler club muziklerin çaldigi Hugo's adaya giden herkesin dansettigi gece klubudur. Içerisinde striptiz barlarda bulunan dikey demir çubuklar vardir. Native Bar ki benim en cok keyif aldigim barlardan biri sürekli Latin sarkilari çalmakta olup içerisinde iki oda vardir, arkadaki Salsa odasinda genelde Salsa müzikleri esliginde Salsa yapilmaktadir. Ön tarafta ise eski ve güncel Latin şarkilar eşliginde dans edebilirsiniz. Bunun dişinda Footlose, Havana, Nordic Bar, Moscow, Plush, Shadow (Hugo's 2.kat) Paceville'de yer alan diger gece kluplerindendir.Bununla birlikte Malta'nin en iyi DJ'nin sabah 6'dan 9'a kadar caldigi Clique Çarsamba, Cuma ve Cumartesi geceleri aciktir. Gece kluplerinde bira EUR2.5 ile EUR3.00 arasinda degismektedir. Tepsilerde EUR10'a tekila veya redbull-vodka shutlari alabilirsiniz. Bunun disinda jagerbomb fiyati EUR7.50 dir. Kisaca alkol fiyatlari cok uygundur. St. Julians ta bunun disinda Cuma ve Cumartesi geceleri canli muzik yapilan Jazz Bar ve Hilton otelinin roofunda yer alan tum Malta'nin ayaklarinizin altinda yer alacagi club 22 vardir.

Eger yazin giderseniz Malta hayatinizda en cok havaifisek gosterisi gorebileceginiz ulkedir. Her gece adada havaifisek gosterisi olmaktadir. Ada halki festivalleri sevdigi icin her daim adanin bir yerinde sarap festivalinden tutun cikolata festivalina kadar cesitli festivaller vardir.

2011'de Haziranin sonunda MTV parti vardi her sene MTV Malta konseri yapilmaktaymis. Bu seneki konuklari LMFAO, Far East Movement ve Snoop Dogg idi.

Dünya'nin her yerinde oldugu gibi Malta'da da ozellikle yazin cok Turk bulunmaktadir ancak dil egitimi icin gittiyseniz ve amaciniz Ingilizce öğrenmek ise Türkler'den uzak durmak ve Ingilizce öğrenmek size baglidir.


Malta'da iklim; yazin sicakliklar cok yuksektir Mayis'ta ve Ekim'de yagislar fazladir. Ülkede kar görülmemiştir.

2 Haziran 2011 Perşembe

@KABAK KAŞ OLYMPOSS






Kabak müthişti kafa dinlemelik, yayılmalık, çadırda kalmalık, su süper, mağaraya girip bacağı yarmalık, el fenerleriyle gece dolaşmalık, dağ taş tırmanmak ama kişi başı 5TL verip özel safari jeepleriyle 20 dakikalık yürüme mesafesini keyifli hale getirmelik. Bungalovlarda vardı , çok minnoşlardı. Kahvaltı hafif akşam yemekleri zeytinyağlılar ve tepeleme yemeklerle dolu tabaklık, burası GEMILE... Yanınızda mutlaka el feneri götürmelik ve çok sayıda pil zira aydınlatma bulunmamaktadır, tamamen doğal. Dışarıda duşunuzu alıyorsunuz eğer ki çadırda kalıyorsanız. Bungalovlarda tuvalet ve duş yeri var ancak. Sabah uyanıyorsunuz mis gibi havayı içinize çekiyorsunuz. Akşam yatmadan önce gökyüzüne baktığınız da tüm yıldız takımlarını ayrıntılı olarak görebiliyorsunuz. Sahilinde kabarık kumlar  ve üzerine dikilmiş tahtalar görürseniz şaşırmayın bilin ki çok şanslısınız Caretta Caretta'ların yumurtaları burada.. Fisherman var ki mum ışığında rakı balık yapmayı unutmamalık..

Kabak




Veeee Kaş...

Kaş'a gitmeden önce Fethiye'de yöresel Burger King'den bir şeyler yedik. Sahil boyu renga renga rengarenk manzaralar eşliğinde Kaş'a doğru yola çıktık. Kaş küçük bir sahil kasabası. Arka sokaklarından birinde AY Pansiyon diye bir yer bulduk ve orda kaldık. Ertesi günü tekne turu ile Kekova, adalar, Tershane koyu, İnönü koyu, akvaryum ki her yerde bir akvaryum var. Atladık, çıktık, yattık, gittik, baktık, sevdik. Deniz gözlüğünüzü yanınızda götürmeniz tavsiye edilir. Tekne turunda deniz altını keşfettik. Bedeloğlu teknesinde yemekler süperdi tavuk şiş, zeytinyağlılar, en zevklisi kanyonda dalmak oldu. (10.00-18.00). Kaş’a dönüp duş alıp ara sokakları keşfe ve fotoğraf çekimine çıktık. Kaş kapılarıyla ünlü , renga renga renk kapıları vardı.  İpekyolu’na uğramadan geçmemeli Kaş’tan.  Sonra rakı balık yapmaca. Uymaca, uyanıp yola çıkmadan once köy kahvaltısı yapmaca , adı sadece köy kahvaltısı çünkü 14 çeşit ve 14. çeşit yoğurt..



Veee Olympos

Olympos’ta Kadir’in Ağaç Evler’inden başka yerde kalınmaz. Ancak Olympos çok kalabalıklaşmış. Kabak’taki sakinliği orda bulmayı ummamak gerek. Burda yapılabilecek aktiviteler arasında; Dağ bisikleti turu, Efsanevi Olympos Dağının eteklerinde binlerce yıldır sönmeyen Chimera ateşini ziyaret etme, Göynük Kanyon ve Rafting turu, Kano ve günlük yat turları yer almaktadır.

 



15 Mayıs 2011 Pazar

PARİS

@SAW @205 A gate --->Paris/ Orly Airport
Boeing 737-808
3 saat 20 dakika

**Pegasus havayolları ücretli
Olaylı bir şekilde havaalanından Pari'ye girebildik. Pasaport kontrol sırasına girdik. 1 saat bekledik tek bir gişe açmışlardı. Bizden sonra bir uçak daha indi ordan gelenler resmen önümüze geçti. Ki bizim milletimizde sıraya kaynama diye bir kültür vardır o kadar saat boyunca herkes saygıyla sırasını bilmişti. Adamları ikaz ettik. Ancak oralı bile olmadılar. Fransa polisine gittim. 'İş için mi ? Tatil için mi? geldiniz' dedi. Dedim 'tatil için' . 'O zaman o kadarda  sorun değil, sırayı bekleyebilirsiniz kaçıracağınız bir şey yok' dedi. Sırama geri döndüm derken yanıma başka bir polis geldi ve beni pasaport kontrol noktasına götürdü pasaportuma kaşeyi bastı ve içeri geçirdi. Dedim 'arkadaşım kaldı'. 'sadece siz' dedi. Bu sefer arkadaşımıda öne çağırdım ancak ona kontrol noktasında sorun çıkardılar. BAMTUR'un rezervasyonunu tanımıyorlarmış. Zaten artık turla gitmeyi düşünmüyoruz hele BAMTUR'la asla. Bize turu satarlerken 35 kişi var son 2 oda var acil karar verin demişlerdi havaalanına bir gittik ki turda 2 kişiyiz arkadaşım ve ben. Arkadaşımı bu sefer karakol gibi yere götürmüşler. Birde kendisinin ilk kez yurtdışına çıkışı olduğu içinde sorun çıkarmışlar. Parasını görmek istemişler bir sürü soru sormuşlar benlede bu sırada telefonda görüştürmediler, beni oraya almadılar. Rehber numarası vermişti BAMTUR arıyorum telefon kapalı. Bu esnada oraya Türk bir görevli geliyor ve arkadaşıma yardımcı oluyor. Kız ülkeye girdiği zaman tir tir titriyordu. Sonra bir rehber bulduk ve 2 kişi olduğumuz için günlük turların yapılamayacağını söyledi. Paranomik bir tur ile bizi otele bırakacağını söyledi.  Öyle paranomik bir turda olmadı.Bizi 17. bölgede bulunan Median Paris Congres Hotel isimli kalacağımız yere bıraktı. Paris 20 bölgeden oluşuyor. İçten dışa doğru merkezden çevreye , merkezi 1. bölge alarak sarmal şekilde 20 bölge var. Ve 17. bölgenin nerde olabileceğini düşünün ki merkez istediğimizi ısrarla bildirmiştik. Kaldığımız bölge zenci mahallesiydi ve çeteler halinde geziyorlardı, metroya biletle binmezler, metro bekleme alanında sigara içerler. Bizde ulaşımımızda genelde metro kullandık EUR12'ye 'carne' alıyorduk 10 tane bilet veriyordu, bitince tekrar alıyorduk bir kaç kere biletlerimizi yuttu. Bizde açığı kapatmak için insanların arkasından hızlıca geçip biletsiz bindik metroya. Bir alternatifte; son gün aldığımız tavsiye üstü açık çift katlı gezi otobüsleri için en azından 2 günlük bilet alarak sınırsız kullanım oldu.




  Eşyalarımızı otele bırakıp 19. yy sonlarından beri Paris bohem hayatının merkezi olmuş Ressamlar tepesi olarak bilinen Montmarte bölgesine gittik.
Burada Sacre Coure kilisesini ziyaret edip mumuzu yaktık.Acun Ilıcalı yetenksizsiniz görmeli kilisenin merdivenlerinde pek çok insan oturmuş ve siyahi bir çocuğun müzik(Shakira-Loca Loca) eşliğinde topla ve ayakkabısıyla yaptığı gösteriyi izliyordu. Bu civarda bir tane meydan var ve onlarca ressam sokakta insanların resimlerini yapıyor.Kilisenin arka tarafında eski sokaklar var. Ve tepeden aşağıya doğru inerken orta ayarda bir sürü kafe var.Bu bölge yukarıda kaldığı için manzaraya karşı güzel bir şeyler yiyip içebilirsiniz. Biz bu bölgenin hakkını vererek çok fazla gezemedik.
Çünkü daha Fransa'ya gitmeden önce kuzenimin tavsiyesi üzerine 'Ferdi' adlı restauranta rezervasyon yaptırmıştık. Gerçekten rezervasyon şart. Biz mac Ferdi cheeseburger yedik ayrıca ortaya Gratin de Coquilles söyledik.Peynirli makarna ama ina-nıl-maz lezzetliydi.Kuzenim buranın risottosu ile Venezuella etinide tavsiye etmişti ancak yerimiz kalmadı.Restaurantın dekorasyonu küçük küçük oyuncak arabalardan yapılmıştı. Adresi: 32 Rue Mont Thabor, 75001 Paris, France (Louvre durağında inmelisiniz metroda çünkü Louvre müzesinin hemen paralel sokağı) Tel:33-1/42-60-82-52

Yemekten sonra Champs Elysee'ye kadar yürüdük, George V'te oturduk. Arkadaşım Rose Şarap içti ben kahve. Kafamızda çok farklı bir Chaps Elysee varken biraz hayal kırıklığına uğradık. Bağdat Caddesi, İstanbul buraya takla attırır. Daha yoğun kafeler bekledik daha şık şık insanlar bekledik stiletolu ordan oraya yürüyen ince zarif bayanlardı hayalimiz ancak genelde şık olanlar gaylerdi.


İkinci gün sabahtan Louvre müzesine gittik. Giriş ücreti:EUR10,- ödeyerek tüm müzeyi gezebiliyorsunuz ancak tüm müzeyi gezebilmek için kesinlikle bir gün yeterli değil. 3 gün gerekir. Biz sadece 1/3'ünü gezebildik. İtalyan ressamların eserlerinin sergilendiği Mona Lisa tablosunun olduğu bölümden başladık. Tabloya uzaktan bakabildiğimiz ve resmin cam içinde olması sebebiyle mi bilmiyorum ama çok fazla etkileyemedi bizi. Ancak tam karşısında duran alton oran kullanılarak oluşturalan 'Les Noces de Cana' adlı eser bizi inanılmaz etkiledi. Tüm gün gözümüzün önünden gitmedi. Louvre müzesinde, 2012 yılında İslamik bir bölüm açılıyormuş ve İslam dünyası eserleri burada sergilnecekmiş.
Louvre'un bahçesinde oturup biraz fotoğraf çektikten sonra, Louvre'un 99. Rue de Rivolli'ye bakan çıkış kapısının orada yer alan Benlux isimli duty free mağazasına uğradık.Biz gittiğimizde içerisi tıklım tıklımdı orada Özlem isimli bir Türk çalışıyor ve Türkler'e kendisi yardımcı oluyor. Daha sonra Notre Dame kilisesine yürüdük. Biz 5 dakika demişlerdi ama bir 20 dakika yürüdük. Fransa'da yol tarifi sorduğunuz zaman genelde size kaç dakikada oraya varıcağınızı söylüyorlar ancak üzerine bir 15 dakika eklemek gerek. Seine Nehri boyunca yürüyerek kiliseye varabiliyorsunuz bu arada eski kitaplar, magnetler ve afişler satan sokak satıcılarına da bir göz atmakta fayda var.


Kiliseye metro ile ulaşmak isteyenler de Cite durağında veya Saint -Michel durağında inerekte Katedral'e ulaşabilirler. Fransız gotik mimarisinin en güzel örneklerinden biri ve aynı zamanda ilk gotik katedrallerden biridir. İşlemeli camlar çok etkileyiciydi. 
Kiliseden çıktıktan sonra Notre Dame'ın ara sokaklarında dolaştık. Güzel ve değişik şeyler satan bir iki butik vardı. Antalya isimli bir kebapçı ve biraz ilerisinde bir dönerci vardı. Bu bölgeyi beğendik samimi bir havası vardı. Fransız yemekleri yapan restaurantlar burada EUR11,- ve EUR16,- arasında değişen fiyatlarda 2-3 menü seçeneği sunuyordu. Mesela soğan çorbası veya şaraplı midye + steak veya Fransız usulu bir yemek + kahve , çay veya dondurma yiyebiliyorsunuz. Bizim oturduğumuz yerde ayrıca 1 soğuk içecekte menüye dahildi. Tavsiye edebilirim gayet hesaplı ve lezzetliydi. Yan masamızda da sadece fondü yiyenler vardı. Karnımızı doyurduktan sonra Seine Nehri üzerinde Batobus denilen üstü açık deniz otobüsleriyle nehir gezintisi yaptık. EUR16,-'ya Notre Dame'in gerisinden Eyfel Kulesi'ne kadar getirip götürüyor bu arada ara duraklarda da inip binebiliyorsunuz. Bununla birlikte şehir gezmek için bir diğer alternatifte üstü açık otobüsler günlük veya 2 günlük alacağınız biletler ile sınırsız indi bindi ile gezebilirsiniz.
Sonra otelimize dönüp üstümüzü değiştirip dünyaca ünlü Buddha Bar'a gitmek üzere yola çıktık. Metro ile Concorde durağında indik. Concorde durağından Buddha bar 10 dakika yürüme mesafesinde. İçerinin dekorasyonu çok egzotikti, iki katlı bir yer alt katta insanlar yemeğine devam ediyordu. Alt kat ve üst kat arasında büyük bir Buddha heykeli var. Loş ışık ortama hakim.Üst katta barda oturduk Barmenden bize değişik bir şeyler hazırlamasını istedik bana bildiğimiz sex on the beach hazırlamıştı. Kokteyller EUR17.-.Bizim içkilerimizi hazırlayan barmen daha önce Türkiye'de Bodrum'da bir sezon çalışmış. Yanımıza geldi votka sevip sevmediğimizi sordu, seviyoruz dedik. 1 şişe votkayı ağzıma boşaltmaya başladı. Aklınızda bulunsun. Müzikler gayet güzel ve günceldi. Biz metroyu kaçırmamak için çıkarken daha da hareketlenmeye başlamıştı ortam.


Ertesi sabah 08.00'de kalktık. Kahvaltımız yapıp Eyfel Kulesi'ne(1889) gittik. Çılgın bir kuyruk vardı. EUR8.20,-'ye yukarı çıkılıyor, biz en tepesine çıkmak istiyorduk ancak aşağıda bir karışıklık oldu orta kata kadar bilet kesmişler. Orta kata çıkınca gördük ki; korkunç bir sırada en üstte çıkmak için var. İlk ve ikinci katlarda restaurantlar var. Kısa bir bilgi; Eyfel Kulesi, 1887 ve 1889 yılları arasında Fransız Devrimi'nin yüzüncü yıl kutlamaları anısına Dünya Fuarı için yapılmıştır. Aslen 1988 Fuarı için Barcelona'ya yapılması planlanan kule, bu fikir reddedilince Paris'te Seine Nehri'nin kıyısında Champ de Mars'da yapılmasına karar verilmiştir. Kule ismini, tasarımını yapan Gustave Eifell'den almıştır. Emile Naugier, Maurice Koechlin ve Stephen Sauvestre kulenin yapımında katkısı olan mimarlardır. 31 Mart 1889'da törenle açılışı yapılan Eyfel Kulesi, 6 Mayısta faaliyete geçmiştir. 300 işçinin bir araya getirdiği 18,038 parça demirden oluşturulan kule, Koechlin'in yaptığı dizaynla iki buçuk milyon perçinle birleştirilmiştir.  Eyfel Kulesi'nin birinci katı 57 metre, ikinci katı 115 metre ve en tepedeki katı ise 276 metre yüksekliğindedir.
276 metre yüksekliğindeki Eyfel Kulesi'ni arkamızda bırakarak taksiye binerek önce Champs Elysee'ye uğrayarak St. Paul'e doğru yola koyulduk. Taksilerde minimumum ücret EUR6,-bu tutarın altındaki bir yere gitsenizde ödeyeceğiniz ücret budur. Champs Elysee'de biraz yürüdük. İstanbul Bebek'te de açılan L'adureeadlı kafeden bir kaç tane macaron aldık. St. Paul'un orda yer alan Marais bölgesine gittik. Burada küçük dükkanlar , butikler var.  Hatta kendime bir butikten tüm Paris'te gördüğüm en orijinal ve uygun fiyata bir ayakkabı edindim. Paris'e gitmeden önce yaptığım araştırmada bu bölgede bit pazarı kurulduğunu okumuştum. Sokak sokak aradık ve herkese sorduk ancak bir türlü bu bit pazarını bulamadık. Meğer 3 ayda bir kuruluyormuş bunuda en son gün öğrendik. Ama haftada 3 gün kurulan bir bit pazarı varmış ve bizim kaldığımız otele yakın olup Porte de Clichy durağındaymış. Marais'te şık insanlar ve gayler var. Ve yine en şıkları gayler. Les Marranniers adlı bir kafede oturup antrikot ve tavuk burger yiyip şarap içtik. EUR38,50 hesap ödedik. Bir kadeh şarap EUR5,- Sonra farklı bir kafede oturup kahvelerimizi içtik. Ancak Türk kahvesine hasret kaldık. Yürüme mesafesinde yer alan Centre Georges Pompidou müzesine gittik. Bu müzede tasarım sergileri oluyormuş ve biz gittiğimiz sırada bir katında takı tasarımı için sergi alanı oluşturulmuştu. Bu müze civarında da tasarımsal objeler satan dükkanlar var. Akşamüstü Saint Germain des Pres'e geçtik yine burada sokaklar daracık ve yanyana kafeler ve publar var. Burda önce kahve içebileceğimiz Cafe de Flore'ye uğradık. Buranın kahvaltılarıda çok güzel oluyormuş. Filozof Sarte ve arkadaşlarının çok sık gidip fikirlerini tartıştığı bir mekanmış. Saint Germain biraz bohem bir havaya sahip burda da pek çok butiğe rastlamak mümkün. Sanrım en çok bu bölgeyi sevdik. Sokağın üzerinde sanırım sadece haftasonları yüksek volume de müzik çalan bir pub'a oturduk. Bu pub'ın çilekli mojitosu inanılmaz güzeldi.
Pazartesi günü otelimizden çıkıp Chatelet duarğına gidecek metromuza bindik. Çünkü Chatelet'ten geçecek tren ile 1 saat kadar yol alarak Disneyland'a varılabiliyor. Giriş: EUR51,- Disneyland'ta öncelikle bizim yaptığımız hatayı yapmayın. Biz her yerde çok sıra beklediğimiz ve Indiana Jones ile Big Thunder Mountain'ini sona bıraktığımız için ikisine de binemedik zaman yetmedi. Thunder Mesa Riverboat Landing'e binin mutlaka. Pirates of the Caribbean'da tavsiye edilir. Akşam 9'da kapanıyordu zaman Disneyland, girerken mutlaka kaçta kapandığını sorun.
Ayrıca kuzenimin tavsiye ettiği ve gidemediğim pek çok yer oldu Paris gezisi öncesinde kendisi bana gezilecek yerleri belirledi. Onun tavisye ettiği ve gidemediğim yerlerden bazıları; Franklin Roosevelt durağında inerek gidilen Avenue Montaigne'deki L'avenue isimli restauran, son derece trendy ve keyifli bir yermiş. Bu restaurant son derece sosyetik tiplerin gittiği bir mekanmış. Meşhur reklam ajansı publicis'in binasın olduğu yerde değişik bir mağaza varmış kitapta jambonda satılıyormuş. Champs Elysee'de uğranabilecek ünlü kafe Le fouquet's. Akşam yemeği için güneydoğu Asya mutfağı yemeklerinin yenildiği Kong adlı restaurant. Yine akşam yemeği için hareketli bir yer olan Pershing Hall. Paris'in en baba restaurantı Chez Ami Louis ki önceden rezervasyon yaptırmak gerekiyormuş. Akşam eğlenmek için gidilebilecek Buddha Bar ayarındaki Hotel Costes. Gezilmesini tavsiye ettiği müzelerde Musee de moderne art , Palais de Tokyo ve Musee Quai Branly vardı.